Vajinal Enfeksiyon Nedir?

            Vajinal Enfeksiyon Nedir?   Kadınlara özgü hastalıklardan biri olan Vajinit, Vajinal enfeksiyon adıyla da anılabilmektedir. Genital bölgede çeşitli nedenlere bağlı olarak gelişebilecek bakteriyel bozulmalar, vajinal enfeksiyon olarak tanımlanabilir. İstenmeyen türde bakteri, mantar gibi mikroorganizmaların vajina bölgesinde üremesi ve bu bölgede iltihaba yol açması vajinal enfeksiyonun gelişim süreci olarak özetlenebilir.

               Elbette vajinal bölgede halihazırda çok sayıda ve çeşitli bakteriler bulunmakta olup, bunların kişiye bir zararı olmadığı gibi, diğer bakterilerin üremesine de yer bırakmamasıyla yarar sağlarlar. Buna göre, doğal vajinal bakterilerde azalma olması halinde, vajinit oluşumu riski büyük ölçüde artar. En önemli sebebi yanlış antibiyotik kullanımı olan vajinal enfeksiyonun oluşumunda, genital bölgedeki doğal bakterilerin varlığı önemli bir koruyucu görevi üstlenmektedir. İzmir kadın hastalıkları doktoru tarafından önerilen beslenme programları uygulanmalı ve özellikle cinsel yolla bulaşan enfeksiyonların önüne geçilmesi için prezervatif gibi korunma yöntemleri tercih edilmelidir.

Vajinal Enfeksiyon Belirtileri

               Adet akıntılarından bağımsız olarak gelişen, genellikle kötü kokulu olan tüm akıntılar vajinit belirtisi olabilmektedir. Ayrıca adet kanamaları sırasında da, yine farklı renk ve kokularda akıntı görülmesi, vajinal enfeksiyon belirtileri arasında sayılmaktadır. Bu nedenle adet kanamalarının takip edilmesi bu enfeksiyonların erken teşhis edilmesinde büyük önem taşımaktadır. Zamanında tedavi edilmeyen vajinal enfeksiyonun, rahim içlerine doğru ilerleyerek cinsel bozukluklar başta olmak üzere pek çok hastalığa yol açabileceğini unutmamak gerekir.

               Akıntı haricindeki vajinal enfeksiyon belirtileri ise bu bölgede görülen olağan dışı kaşıntı veya yanma hissidir. Vajinal bölgede normal dışı ağrı ya da kaşıntı hisseden kadınların en kısa sürede jinekolog İzmir arayışında olmaları ve olası bir enfeksiyonu zamanında teşhis ettirmeleri oldukça önemlidir. Bununla birlikte, cinsel birleşme esnasında olağandan farklı bir ağrı hissedilmesi, gözle görülemeyen bir enfeksiyona işaret edebileceğinden yine bir uzmana başvurulması yararlı olabilir.

               Erkeklerde olduğu gibi kadınlarda da üreme bölgelerindeki enfeksiyonun en önemli belirtilerinden birisi şüphesiz idrar yaparken yanma hissidir. Bu hissi yaşayan kişilerin mümkün olduğu kadar erken İzmir kadın doğum doktoru randevusu alarak kontrole gitmeleri gerekmektedir. Yanma hissinin yanı sıra, vajinal bölgede gözle görülebilen kızarıklık ya da şişlik gibi belirtiler de vajinal enfeksiyona işaret edebilir. Özet olarak vajinal enfeksiyon belirtilerini sıralamak gerekirse;

– Vajinal bölgede gözle görülebilen kızarıklık/şişlik

– Cinsel birleşme esnasında hissedilen olağan dışı ağrılar

– İdrar yaparken ağrı hissedilmesi

– Vajinal bölgede hissedilen rutin dışı yanma ve kaşınma hissi

– Adet döngüsü sırasında, öncesinde veya sonrasında görülen normal olmayan renk ve kokulardaki akıntılar

Vajinal Enfeksiyon Neden Olur?

               Vajinal Enfeksiyon Nedir? Kadın genital bölgesinde yukarıda sayılan belirtilerle kendini gösteren Vajinit, kimyasal maddeler, mikroorganizmalar ve cinsel yolla bulaşma gibi çeşitli nedenlere bağlı olarak ortaya çıkabilmektedir. Partnerin cinsel bölgesinde var olan bir enfeksiyon doğrudan vajina bölgesine bulaşabileceği gibi, meni akıntısı yoluyla da vajinit oluşum riski bulunmaktadır. Bu nedenle cinsel birleşme esnasında korunma oldukça önemlidir. Yine de korunma olduğu halde, partnerin testis ya da etrafındaki bölgelerde yaşayan mikroorganizmaların da vajinal bölgeye ulaşarak enfeksiyon bulaştırma/taşıma riski bulunmaktadır. Bu nedenle gözle görülemeyen ve korunma yöntemleri kullanıldığı halde enfeksiyonlar vajinaya ulaşabilmektedir. Bunu önlemek için ise, sağlıklı beslenme ve yanlış antibiyotik kullanımından kaçınmak oldukça önemlidir. Bağışıklık sistemi güçlü olan kadınlar, potansiyel bir enfeksiyon oluşumuna biyolojik olarak tepki verebilmekte bu enfeksiyonları büyümeden/oluşmadan yok edebilmektedir.

               Vajinit de denilen vajinal enfeksiyon cinsel yolla bulaşmanın yanı sıra, en yaygın olarak da yanlış antibiyotik kullanımından da ortaya çıkabilmektedir. Yukarıda bahsedildiği üzere vajinal bölgede bulunan yararlı bakteriler yanlış antibiyotik kullanımına bağlı olarak yok olabilmekte ve bu da zararlı bakteri ve parazitlerin oluşumuna yer hazırlamaktadır. Bu nedenle doğal ve yararlı bakterilerin korunması ve burada kurdukları kolonilerin yok edilmemesi, vajinal enfeksiyonu önlemenin en önemli yollarından birisidir. İzmir kadın hastalıkları doktoru, bu hastalıkların yanlış ilaç kullanımından kaçınma ve yine sağlıklı beslenme kanalından geçtiği belirtmektedir.

               Kimi zaman vajinal enfeksiyon oluşumu, doğal bakterilerin normalden fazla üremesiyle oluşabilmektedir. Bu durumu ön görme ya da önleme seçeneği fazla olmasa da, vajinit belirtileri göz önüne alınarak erken müdahale yapılması en iyi opsiyon olarak öne çıkmaktadır. İzmir kadın doğum doktoru ayrıca vajinal bölgenin temizliğinin doğru şekilde yapılmasının öneminden de bahsetmektedir.

Vajinal Enfeksiyon Nedir?

Vajinal Enfeksiyon Nasıl Geçer?

               Vajinal enfeksiyon, en nihayetinde istenmeyen mikroorganizmaların yol açtığı bir enfeksiyon olduğu için tedavisi de en bilinen doğrultuda antibiyotikler yoluyla yapılmaktadır. Genellikle oral yolla alınan tablet ya da kapsül antibiyotikler tercih edilir. Kimi enfeksiyonların türüne, şekline ve boyutuna göre ise sürülerek uygulanabilen krem şeklinde antibiyotik tedaviler bulunmaktadır. Rahim içlerine ilerleyen iltihaplarda ya da ilaçla tedavi edilemeyen bazı enfeksiyon türlerinde ise İzmir jinekolog tarafından cerrahi müdahale önerilmektedir. Antibiyotiklerle dıştan temizlenemeyen bu tür enfeksiyonlar, operasyon yardımıyla içten temizlenebilmektedir.

               Vajinal enfeksiyon tedavilerinden önce, elbette bu hastalıkların önlenmesi daha önemli bir konu olarak ön plana çıkmaktadır. Jinekolog İzmir birliği tarafından önerilen diyet programlarını takip ederek genital bölgede istenmeyen bakteri oluşumunun önüne geçebilir ya da önüne geçemediğiniz durumlarda bünyenin baş edebileceği bir bağışıklık sistemine sahip olmanız önerilir. Ayrıca çocuk sahibi olma amacı gütmeyen tüm ilişkilerde korunma yöntemlerinin kullanılması da öneriler arasında önemli bir yer tutmaktadır.

               Vajinal enfeksiyon tedavisi öncesinde dikkat edilecek hususlar olduğu gibi, tedavi süresince de İzmir kadın hastalıkları doktur tarafından bir takım yönergeler alacaksınız. Bunların en başında ise şüphesiz, enfeksiyon tedavisi tamamlanana kadar ilişkiden uzak durmanız yer almaktadır. Hem kendi tedavinizin aksamasına neden olabilir hem de partnerinize enfeksiyon bulaştırma riski taşıyabilirsiniz. Bu nedenle vajinal enfeksiyon tedavisi olumlu sonuçlanmadan cinsel birleşme yaşamamanız önerilir. Bununla birlikte tedavi süresinde uzman hekim tarafından önerilen beslenme programına uymanız da büyük önem arz etmektedir. Ayrıca enfeksiyon belirtileri geçmesine rağmen, uzman doktorun önerdiği sürelerde tedaviye devam etmeniz gerekmektedir, aksi takdirde enfeksiyon kısa sürede tekrarlayabilir.

Hamilelikte Vajinal Enfeksiyon

               Kadınlarda görülen vajinal enfeksiyon, gebelikte de kaçınılacak bir durum değildir. Hamilelikte vajinal enfeksiyon belirtileri, normal belirtilerle aynı olmakla birlikte, etkileri ve sonuçları farklı olabilmektedir. Hamilelik süresince gerçekleşen her türlü akıntı dikkatle takip edilmeli ve gebelikle ilgisi olmadığı düşünülen durumlarda ivedilikle İzmir jinekolog ile görüşme sağlamalı ve yaşadığınız belirtileri detaylıca paylaşmalısınız. Aynı şekilde kızarıklık, şişlik, yanma ve kaşınma gibi belirtileri olan hamilelikte vajinit durumunda, zamanında tedavi edilmemesi durumunda anne karnındaki bebeğe de ciddi zararlar verebilmektedir.

HİV (AİDS) Nedir?

             HİV (AİDS) Nedir?  20. yüzyılın son çeyreğinde hayatlarımıza giren AIDS hastalığı, son yıllarda yapılan teknolojik ve sosyal çalışmalar sayesinde, eskisi kadar korkulan bir durum olmaktan çıkmıştır. Öncelikle kavram kargaşasının önüne geçmek gerekir. Kazanılmış Bağışıklık Yetersizliği Sendromu ifadesinin İngilizce karşılığının kısaltması olan AIDS, yaşanılan hastalığın adıdır. İnsan Bağışıklığı Yetmezliği Virüsü ifadesinin İngilizce kısaltması olan HIV ise, AIDS hastalığına neden olan virüsü ifade etmektedir. Dolayısıyla bir kişiye AIDS hastası denilebilmesi için, HIV pozitif bir testi olması gerekmektedir. Bununla birlikte her HIV pozitif vakada AIDS hastalığı gelişmediği, bazı kişilerin sadece bu hastalığı taşıyıcı olduğunu da belirtmek gerekir. Elbette AIDS hastası olmasa bile, HIV taşıyıcısı kişilerle temas kurarken, aşağıda belirtilen hususlara dikkat edilmesi İzmir kadın hastalıkları doktoru tarafından önerilmektedir.

               Bulaştığı kişide pek çok doku ve organda hasarlar oluşturan HIV virüsünün ana hedefi ise bağışıklık sistemidir. Bağışıklık sisteminde yer alan beyaz kan hücrelerini hedef alan virüs, kişiyi her türlü enfeksiyon ve hastalığa karşı savunmasız bırakmakta ve normal şartlarda tedavisi oldukça kolay olan hastalıklarda ölüme kadar götürebilmektedir. Bu nedenle jinekolog İzmir topluluğu da, AIDS hastalığında erken teşhisin altını çizmektedir. Zamanında teşhis edilmeyen/tedavisi başlamayan HIV virüsü, kişinin bağışıklık sistemine ciddi zararlar vererek, bireyin ömrünü ciddi ölçüde kısaltabilir.

HİV Belirtileri Nelerdir?

               HIV pozitif testinin, taşıyıcı kişiyle temasın ardından bir süre geçtikten sonra yapılması nedeniyle, öncesinde görülecek belirtiler oldukça önemlidir. HIV belirtilerinden birkaçını aynı anda ya da sırayla yaşıyor ve yakın zamanda HIV pozitif bir kişiye bulaşma yollarına paralel şekilde temas ettiyseniz, HIV pozitif çıkma olasılığınız hayli yüksektir. Elbette bunun artık eskisi kadar korkutucu bir durum olmadığını belirtmek gerekir. Sağlanan psikolojik desteklerin yanı sıra, gelişen teknolojinin imkanları sayesinde, HIV virüsünün neden olduğu vücuttaki hasarlar minimal düzeye indirilerek sağlıklı bir yaşam sunulabilmektedir. HIV belirtileri İzmir jinekologlar tarafından şu şekilde sıralanmaktadır:

– Egzama benzeri kaşıntı ve döküntüler

– 15-30 gün boyunca geçmeyen ishal

– Mide bulantısı ve kusma nöbetleri

– Ateş ve boğaz iltihabı (erken evrelerde)

– Cinsel organlarda yaralar (cinsel yolla bulaştıysa)

– Baş, eklem ve kas ağrıları

HİV (AİDS) Nedir?

HİV Nasıl Bulaşır?

               HİV Nedir , Nasıl Bulaşır? Kadın ve erkeklerde görülebilen, hem straight (heteroseksüel) hem de eşcinsel ilişkilerde bulaşması mümkün olan AIDS hastalığı, en çok cinsel yolla bulaşmakla birlikte, daha az oranda da olsa kan yoluyla da bulaşabilmektedir. Az bilinen bir AIDS bulaşma yolu da anne sütü olarak göze çarpmaktadır. Kan yoluyla bulaşan vakaların sayısı, toplam vakaya oranı %10-15 seviyelerinde seyretmektedir. Artan bilinçlenme ve dezenfekte teknikleri sayesinde, kan yoluyla HIV bulaşma oranları hayli düşük seviyededir. Öte yandan cinsel yolla bulaşan HIV vakaları tüm sayının %70 ila %80 kadarını oluşturmaktadır. İzmir kadın doğum doktorunun da önerdiği korunma tekniklerinin büyük ölçüde HIV virüsüne karşı da koruma sağladığı göz önüne alındığında, çoğu vakanın korunmasız ilişkiden kaynaklandığı söylenebilir. Elbette korunma yöntemlerinin de yaklaşık %97 oranında koruduğunu, %3 oranında korunmaya rağmen virüs bulaşması görülebilmektedir. HIV bulaşma yollarını şu şekilde sıralayabiliriz.

– Oral, anal ya da cinsel birleşme yoluyla yapılan ilişkiler

– Korunmasız cinsel birleşmeler

– Kadınlar arası eşcinsel ilişkilerde genital bölgelerin sürtünmesi

– Cerrahi aletler, şırınga, iğne ucu gibi tıbbi malzemelerin yetersiz dezenfektasyonu veya tek kullanımlık materyallerin tekrar kullanımı

– Anne sütü ile emzirme yoluyla anneden bebeğe

              HİV (AİDS) Nedir Tüm bu bulaşma yollarında korunma yolları olduğu gibi, virüs bulaşması sonrası tedavi süreçlerinin de daha etkin yönetilmeye başlamasıyla birlikte, HIV virüsünün bağışıklık sistemi üzerindeki etkisi en aza indirilebilmektedir. Kesin bir tedavisi olmayan AIDS hastalığına karşı, olumsuz etkileri baskılayıcı tedaviler uygulanarak, kişilerin normal hayatlarına devam edebilmeleri sağlanabilmektedir. HIV virüsü, solunum yolu, temas yolu gibi gribal yollardan bulaşmaması nedeniyle bu kişilerin izole edilmeden gündelik hayata devamına engel olmamaktadır. Elbette bu süreçte kişilere psikososyal destek verilmesi ve toplumun bu hastalığa karşı bilinçlendirilmesi de büyük önem arz etmektedir.

HİV Testi Nasıl Yapılır?

               AIDS hastalığına yol açan HIV testinin pozitif çıktığı her durumda AIDS hastalığı teşhisi konulmadığını belirtmek gerekir. HIV testi pozitif çıktığı halde hiçbir belirtiyi göstermeyen kişiler, bu hastalığın taşıyıcısı olarak hayatlarına devam edebilmekte ve bir takım tedbirler doğrultusunda çevreleri için risk faktörü oluşturmamaktadır. HIV testinin en güvenilir yöntemi elbette kan testidir. ELISA testi adı verilen antikor sayımı içeren test yapılarak vücutta HIV virüsü olup olmadığı tespit edilebilir. Bu sayım testinin elbette belirtilen sürelerde yapılması doğru sonuç alınmasını mümkün kılmaktadır. İzmir kadın hastalıkları doktoru tarafından da güvenle uygulanabilen antikor testi, doğru zaman aralığında yapıldığında yalancı sonuçları minimuma indirmektedir.

               Bunun yanında antikorlar üzerinde yer alan protein sayımları yapılarak da HIV virüsü teşhis edilebilmekte, bu yöntem genellikle kan testinin sağlaması niteliğinde yapılmaktadır. Bir diğer HIV testi ise, Covid salgınıyla hayatlarımıza giren PCR testi olup, pandemi öncesinde de HIV virüsü teşhisi için PCR testleri uygulanmaktaydı.

HİV Testi Ne Zaman Yapılmalı?

               HIV testinin doğru sonuç vermesi için doğru zaman aralığında yapılması esastır. HIV virüslü kişiye temas edilen tarihten itibaren 4 ila 6 haftalık sürenin sonunda yapılan HIV testi, yüksek oranda doğru sonuç vermektedir. Bu sürelerden önce yapılan testlerin yalancı negatif olma olasılığı hayli yüksek olmaktadır. Vücudun HIV virüsünü tanıyıp antikor üretmesi için gereken ideal süre 3 ila 8 hafta olarak tespit edilmiş olup, optimum süre ise 4-6 hafta olarak İzmir kadın doğum doktorları tarafından belirlenmiş ve uygulanmaktadır. Buradan alınan sonuçların ise, temastan itibaren 90 gün sonunda tekrarlanarak kesin sonuç elde edilmesi sağlanmaktadır.

HİV Testi Nerede Yapılır?

               HIV testi nerede yapılır sorusunun yanıtı oldukça geniş bir yelpazeye hitap etmektedir. Devlet hastaneleri, Üniversite hastaneleri, eğitim ve araştırma hastaneleri HIV testi yapabilmektedir. Bunun haricinde İzmir jinekolog hizmeti veren özel sağlık kuruluşları da kısa sürelerde HIV testi yapabilmekte ve müracaat eden hastaların gizliliğine yüksek önem atfetmektedir. Tüm kamu kuruluşları ve özel sağlık kuruluşları, tespit ettikleri HIV pozitif vakalarını sağlık bakanlığına bildirmekle yükümlü olmakla birlikte, hastaların gizliliğine yasal mevzuat gereği büyük önem verilmektedir. Ayrıca kişinin onayı ve rızası doğrultusunda çeşitli sivil toplum kuruluşları ve danışmanlık merkezlerine, psikolojik ve sosyal destek için bildirimde bulunulabilmektedir.

Gebelikte Kansızlık

Gebelikte Kansızlık 

Kadınların bünyeleri birbirlerinden farklı olduğu için gebelik süreçleri de farklı bir şekilde ilerlemektedir. Kadınların hamilelik süreçlerinde bazı hastalıklar ve durumlar sıklıkla karşılaşılmaktadır. Bu durumlardan bir tanesi ise ne yazık ki gebelikte kansızlık durumudur. Vücut üzerinde bulunan dokulara oksijen taşımak amaçlı yeterli kırmızı kan hücresi oluşturulamaması ile beraber kansızlık ortaya çıkmaktadır. Dokulara yeteri kadar oksijen taşınamaması kansızlıkla beraber birçok organın fonksiyonlarında da olumsuz bir etkiye sebep olmaktadır.

Gebelikte kansızlık yaşanması hem hamile bireyi hem de karnında taşımış olduğu çocuğu olumsuz şekilde etkileyebilir. Peki kansızlık tam olarak nedir?

Hemoglobin, kana rengi veren bir protein olduğu gibi aynı zamanda da oksijenin hücrelere taşınması işlevini sağlamaktadır. Kan üzerinde bulunan kırmızı kan hücreleri ile beraber taşınan hemoglobin, normal seviyelerin daha da altında bir seviyede bulunursa ya da düşerse kansızlık olayı yaşanmaktadır. Ayrıca kansızlığın halk arasında bilinen bir diğer adı ise anemidir.

Gebelikte Kansızlık Tedavisi

Gebelikte kansızlık tedavisi, doktor tarafından verilen ilaçlarla yapılabildiği gibi aynı zamanda da doğal yollarla da tedavi edilebilmektedir. Bu tedavi yönteminde genel olarak doğum öncesi vitaminleri önerilmektedir. Bunlara ek olarak gün içerisinde yeterli miktarda demir takviyesi ve folik asit desteği de sağlayabilirsiniz. Bunun yanında kansızlık sorunu yaşayan gebeler çok dikkatli davranmalı ve sürekli olarak kendilerini kontrol etmelidir. Alınacak olan takviyelerin dışında gün içerisinde alacağınız besinlere de demir ve folik asit olarak zenginlik içeren gıdalar eklemeyi ihmal etmeyiniz.

Gebelik esnasında kansızlık yaşayan kişilerin gün içerisinde ne yiyeceğine dair sorular sıklıkla

sorulmaktadır. Demir açısından zengin olan gıdalar beslenme sırasında menülere kesinlikle eklenmelidir. Bu menüye sıklıkla eklenen gıdaları şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Brokoli, brüksel lahanası, ıspanak ve bunlar gibi yeşil yapraklara sahip olan sebzeler
  • Yağsız bir şekilde bulunan kırmızı et, balık ve kümes hayvanları
  • Demir açısından zengin bir şekilde bulunan tahıllar, mercimek, fasulye ve fındık gibi kuruyemişler

Gebelikte kansızlık yaşayan kadınlar bu ve bunlar gibi niteliklere sahip gıdaları sıklıkla tüketmelidir. Kısa sürede etkisini görecek ve kendinizi çok daha iyi hissedeceksiniz. Daha iyi sonuçlar görebilmek için bu gıdaları düzenli şekilde tüketmeye özen gösterin.

Gebelikte Kansızlık Belirtileri

Gebelikte kansızlık belirtileri, belli başlı bazı rahatsızlıklar sonrasında kişilerin de anlayabileceği belirtilerdir. Bu belirtiler sonrasında uzman bir doktora görünerek bilgi alınmalı ve gerektiği süreçte hemen tedaviye alınmalıdır. Aksi durumda geç bir tedavi olanağında hem bebek hem de kişinin vücut yapısı ile organları zarar görebilmektedir. Gebelikte kansızlık belirtileri genel olarak şu şekilde olmaktadır:

  • Kişinin halsizlik yaşaması
  • Kişinin gün içerisinde sıklıkla kendini yorgun hissetmesi
  • Kişinin nefes darlığı yaşaması
  • Baş dönmesi olaylarının sıklıkla yaşanması
  • Gün içerisinde çarpıntıların yaşanması
  • Baygınlıklar geçirmek
  • Cilt üzerinde solgun bir yapının hakim olması
  • Hafızada zayıflamalar yaşanması
  • Anksiyetenin yaşanması ve var ise artış göstermesi
  • Konsantrasyon bozukluğu yaşanması
  • Tırnaklar üzerinde sıklıkla kırılmalar yaşanması
  • Kulak çınlamalarının yaşanması

Bu gibi semptomlar genelde hamilelik esnasında bir kansızlığın yaşandığını belli etmektedir. Bu semptomlar yaşandıktan sonra hemen bir uzman ile görüşmeli ve tedavi süreci hakkında bilgi alarak kendinize dikkat etmelisiniz. Günümüzde gelinen tıbbi yenilikler sayesinde kansızlık sorunlarına kolay çözümler bulunabilmektedir. Bu sebepten dolayı şüpheye ve korkuya düşmeyerek hemen bir uzmanla görüşme yapmalısınız.

Gebelikte Kansızlıktan Bebek Düşer Mi?

Yaşanmakta olan kansızlık sorununun sebebi orak hücre anemisi ise kadınlarda bebeğin düşük ve ölüm riski fazla seviyede olmaktadır. Ancak bahsedilen orak hücre anemisine sahip olmuş olup daha önce başarılı bir doğum yapmış olan birçok kadın bulunmaktadır. Bu sebepten dolayı bu konu hakkında kesin bilgi verilememektedir. Bunun yanında eğer şiddetli bir kansızlık hissediyor ve kendinizi tedavi ettirmiyorsanız aşağıda bulunan riskleri de kendinizde barındırıyor olabilirsiniz.

  • Erken doğum yaşanması
  • Düşük doğum ağırlığına sahip bebek
  • Bebeklerin gelişiminde gecikmeler yaşanması
  • Doğuştan kansızlık hastalığına sahip bebeklerin dünyaya gelmesi
  • Doğum sonrasında kadınlarda oluşan depresyonlar

Bu gibi risklere sahip olmamak için gebelikte kansızlık yaşadığınız zaman kesinlikle tedavi olmalısınız. Aksi durumda çok daha kötü durumlarla karşılaşabilir ve zor bir tedavi sürecinden geçebilirsiniz. Belirtileri hissettiğiniz anda doktora başvurarak tedaviye başlamanız çok daha kısa sürede tedavinizin son bulmasını sağlayacaktır.

Gebelikte Kansızlık Erken Doğuma Sebep Olur mu ?

Gebelikte kansızlık, her kadında erken doğum riskini barındırmaz. Bazı durumlarda görülen bu olay kimi zaman gebelik esnasında vuku bulmaktadır. Bu durumu yaşamamak için gebelik durumunda bulunanların kansızlık belirtilerini takip etmesi ve belirtilerin hissedilmesi anında bir uzmana başvurması gerekir.

Gebelik esnasında hissedilmekte olan kansızlık durumu genel olarak bitkinlik ve yorgunluk hissettirir. Bu durumlar önemsenmez ve tedavi altına alınmazsa eğer gebelik esnasında erken doğum yaşanabilir. Bu erken doğumun yanında ayrıca doğuştan kansızlık hastalığına sahip bebekler, gelişiminde gecikmeler yaşayan çocuklar ve depresyon yaşayan kadınlarda ortaya çıkabilir. Tüm bu sorunlardan kaçınmak ve sağlıklı bir gebelik aşamasına sahip olmak için kesinlikle düzenli olarak bireylerin kendilerini kontrol etmesi önerilir. Günümüzde gelişmiş bir yapıda bulunan tıp, bu gibi kansızlık durumlarında kısa sürede müdahaleler ve düzenli besin takviyeleri ile çözümler üretebilmektedir. Uzman doktorunuzla görüşmeyi ve besin takviyeleri ile kendinizi çok daha sağlıklı bir konumda tutmayı unutmayın. Bu hem sizin hem de doğacak olan bebeğiniz için hayati bir durumdur.

HPV Aşısı Yaş Aralığı Nedir?

hpv aşısı yaş aralığı nedir

HPV, asıl adı Human Papillomavirus olarak literatüre geçen 100’den fazla türü olan bir virüs grubuna verilen isimdir. Cinsel yolla bulaşan bu virüs ile günümüzde oldukça sık karşılaşılmaktadır. Virüsün bazı türleri rahim ağzı kanserine yol açarken bazıları ise siğil oluşumu yapmaktadır.

HPV çoğunlukla belirti göstermediği için teşhis edilmesi çok zor olabilir. Bu nedenle gereken önlemlerin alınması son derece önemlidir. Bu önlemlerden en etkili olanı ise HPV aşısıdır.

HPV aşısı virüsün bazı türlerine karşı ve bu türlerin hastalığa neden olan etkilerine karşı koruma sağlar. HPV aşısı çoğunlukla kendisini siğille gösteren türe ve rahim ağzı kanserine neden olan virüs türlerinde etkili olur. Aşının etkili olduğu birkaç tür vardır bunlar:

  • Rahim ağzı kanserlerinin %80’ine yol açan 16 ve 18 tip
  • Genital siğillerin %90’ına yol açan 6 ve 11 tip
  • Çeşitli (rahim, anüs, vulva, vajina, penis ve gırtlak) kanserlere yol açan 31, 22, 45, 52 ve 58 tip olarak sayılabilir.

HPV aşısı halihazırda enfekte olan kişilere de uygulanabilir. Aşı virüsün diğer hastalık yapıcı etkilerine karşı koruma sağlar fakat enfekte olan türü iyileştirmez.

HPV aşısının ergenlik dönemine girmeden yapılması tavsiye edilir. HPV aşısı dünyada birçok ülkede çocukların rutin aşılanma süreçlerine dahil edilmiştir. Cinsel aktivitenin başlamadığı ve bağışıklığın en yüksek olduğu yaş aralığı olan 9-45 yaş aralığındaki kadın ve erkek bireylere aşı uygulaması yapılabilir.

HPV Aşısı Kimlere Uygulanır?

HPV aşısı hem kadın hem de erkek bireylere yapılabilir. Günümüzde yanlış bir algı olarak HPV aşısının sadece kadınlara uygulanması gerektiği söylenir. Fakat HPV erkeklerde de genital siğiller ile kendini gösterebildiği gibi penis ve anüs kanserine yol açan türleri de vardır ve aşı bu türlerde de etkilidir.

 Aşının erken uygulanması, bireylerin cinsel temasa ve HPV virüsüne maruz kalmadan önce uygulanması açısından çok önemlidir. Aşının çocuk yaşta yapılması hastalığa maruz kalma riskini minimuma indirmekte, hastalığın yayılmasını azaltmakta ve kanser riskini azaltmaktadır.

HPV Aşısı Nasıl Uygulanır?

HPV aşısı uygulamada bireyin yaşı önemli bir kriterdir. Aşının ilk dozunu alacak birey 9-14 yaş aralığında ise 2 doz aşı uygulaması yeterlidir ve ikinci doz ilk dozdan 6 ay sonra yapılabilir. 15-26 yaş aralığındaki bireylerde 3 doz uygulama yapılır. İkinci doz ilk dozdan 2 ay sonra ve üçüncü doz da 6 ay sonra yapılabilir. Yapılan araştırmalara göre 27-45 yaş aralığındaki bireylerin de 3 doz aşı yaptırması etkili olmaktadır.  

HPV Aşısı Koruyuculuğu Nedir?

HPV aşısının koruyuculuğunun bulunduğu belli başlı tipleri bulunmaktadır (6, 11, 16, 22, 18 31, 45, 52 ve 58 tip). Genç yaşta yapılan HPV aşısı bu tipteki HPV ile karşılaşılması durumunda tam koruma sağlar. Fakat aşı HPV’nin bütün tiplerinde etkili değildir. Bu nedenle erken yaşta yapılan aşının yanında düzenli Pap Smear testleri ve rutin kontrollerin yapılması çok önemlidir. Ayrıca HPV aşısı cinsel yolla bulaşan bütün hastalıklara karşı koruma sağlamayacağı için ilişki esnasında diğer korunma yöntemlerine de özen göstermek gerekir.

HPV aşısının koruyuculuk süresi 10 yıl olarak bilinse de yapılan son çalışmalara göre koruyuculuğun 10 yıldan fazla sürdüğü gözlemlenmiştir.

HPV aşısının; uygulandığı kız çocuklarında siğilleri ve kanser türlerini %86 oranında, genç yetişkinlerde ise %71 oranında azalttığı tespit edilmiştir. Ayrıca rahim ağzı kanserlerinde de HPV aşısının %40 oranında etkili olduğu bilinmektedir.

HPV tedavisinde alanında uzman jinekoloji doktoru için https://opdrhasanulasbasyurt.com/kadin-hastaliklari-jinekoloji/ sayfasını ziyaret edebilir, iletişim sayfasından bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Ne Zaman Bir Jinekoloğa Gitmelisiniz?

Kadınların metabolizmaları ve gelişim dönemleri erkeklere göre farklılıklar gösterir. Bu nedenle kadınların kendine has hastalıklara karşı korunması için jinekoloji bilim dalı gelişmiştir. Bu bilim dalı kadınların üreme ve benzeri nitelikli sorunlarına çözüm oluşturabilmek için hizmet veren bir bilim dalıdır. Kadınlar doğum yapan ve farklı fiziksel özellikler taşıyan bir hasta grubu olduğundan dolayı kadınlara özel tedavilere ihtiyaç duyulur.

Jinekologlar kadınların her türlü kadınsal hastalıklarına karşı tedavi sunarlar. Böylelikle de kadınların istenilen seviyede iyileşmesi ve bazı hastalıkların erken aşamada ortadan kaldırılması mümkün olur. Bazı hastalıkların erken aşamada tedavi edilmesi ile hastaların tedavisinde yüksek başarı sağlanmış olur. Aynı zamanda bazı hastalıklar sadece kadınlara has olduğundan dolayı alan uzmanından hizmet almak gerekir.

Jinekolojik Rahatsızlıklar

Kadınları ilgilendiren ve sadece kadınlarda görülen çeşitli hastalıklar bulunur. Bu hastalıklar arasında meme kanseri gibi uç örnekler bulunabileceği gibi adet düzensizliği gibi nispeten daha hafif hastalıklar da vardır. Sonuç olarak bu rahatsızlıkların belirtilerinin bilinmesi ve zamanında müdahale edilmesi gereklidir. Özellikle meme kanseri gibi rahatsızlıklarda erken evrede yapılan müdahaleler ile birlikte hastaların kanser illetinden korunması mümkün olur.

Kadın hastalıkları doktoru bu aşamada kadınların ihtiyaç duyduğu tedavi ve teşhisleri yaparak hastaların korunmasını sağlarlar. Kadınlar bunun yanında doğum yaptıklarından dolayı vücutlarında çeşitli değişimler yaşarlar.  Bu değişimler ile birlikte hastaların tedavisinde uzmanlaşmaya olan ihtiyaç da artış göstermektedir.

Kadınlarda Görülen Hastalıklar

Genel olarak kadınlarda görülen bu türden rahatsızlıklar kadın hastalıkları olarak isimlendirilir. Ülkemizde birçok ilde bulunan kadın hastalıkları ihtisas alanları sayesinde kadınlarda hormonal nedenlerden dolayı ortaya çıkan rahatsızlıkların yanı sıra kanser ya da ilaç kullanımı nedeni ile ortaya çıkan sorunlar da giderilmiş olur.

Özellikle kadınlarda ortaya çıkan dönemsel değişimlerin takibi ve gerektiğinde müdahale edebilmek için kadınlara özel hizmet veren kadın ve doğum uzmanlarından yararlanılır. Yine kadınlarda belirli dönemlerde görülen bazı hastalıkların da dikkatli bir şekilde takip edilmesi gereklidir. Son yıllarda bu nedenlerden dolayı kadınların tedavisinde daha yüksek başarı elde edilmiş olur.

Jinekoloji ve Tedavi Şekilleri

Kadınlarda ortaya çıkan rahatsızlıkların giderilmesi aşamasında ilaç tedavisinin yanı sıra cerrahi yöntemler de kullanılır. Hastalığın niteliğine göre bu iki yöntemin dışında da çeşitli tedaviler yerine getirilir. Jikenolojik hizmetler sayesinde isteyen hastaların rutin olarak kontrollere gelebilmesi de sağlanabilir. Günümüzde kadın doğumu sonrasında hem bebeğin hem de annenin korunması için rutin olarak doktor kontrolü gereklidir.

Bu kontrol tedavi ve teşhis işlemlerini yerine getiren doktorlar sayesinde kadınların ölümcül hastalıklardan korunabilmesi mümkün olur. Uygun tedavi ve teşhis yöntemleri sayesinde hastaların kadın bölgesinde ya da farklı bölgelerinde ortaya çıkan estetik sorunlar da giderilmiş olur. Bunun yanında yağlanma problemleri de ortadan kaldırılabilir.

Ne zaman Jinekologa Gitmek Gerekir?

Bir jinekoloğa gitmek için belirli bir zaman bulunmaz. Örneğin meme kanseri ile ilgili tedavilerin önceden yerine getirilmesi kanserin ilerlemesini durdurmaya yarar. Yine kadın hastalıkları ile ilgili çeşitli çözümler sunularak daha etkin bir sonuç elde edilebilir. Kadınların tedavisinde yaşlanma ile birlikte nitelikli tedaviye olan ihtiyaç da artmış bulunur.

Bunun yanında ne zaman doktora gidileceği hakkında kesin bir yargıda bulunmak yersiz olur. Örneğin meme kanseri riski genellikle 30 yaş ve sonrasında ortaya çıkar. Kadınların ilerleyen yaş aşamalarında senede bir kez meme kontrolü yaptırması gerekir. Böylelikle hızlı bir şekilde müdahale edilerek hastaların erken aşamada kanser sorunlarından uzaklaştırılması gerekir.

Jinekoloji Hizmetleri Neleri Kapsar?

Bu hizmetler kapsamında hastaların çeşitli görüntüleme yöntemleri ile tetkik edilmesi başta gelir. Mamografi yöntemleri memelerde ortaya çıkan kistlerin önceden tespit edilmesini ve büyümeden alınmasını mümkün kılar. Yine bu hastalıklar aşamasında özellikle insanların ihtiyaç duyduğu çözümlerden yararlanmak için siz de nitelikli hizmetlerden yararlanabilirsiniz.

Günümüzde bu hizmetlerin yerine getirilmesi aşamasında sizlere hizmet veren kadın sağlığı bilim dalları bulunur. Tıpta meydana gelen ilerlemeler ile birlikte kadınlara özel hizmetlerin daha hassas bir şekilde yerine getirilmesi mümkün olur. Özellikle son zamanlarda jinekoloji alanında ortaya çıkan hususlar sayesinde siz de başarılı bir şekilde kadın hastalıkları sorunlarından korunabilirsiniz.

Kadınların kendine has gelişim ve biyolojik çözümleri için jinekologlardan yardım alabilirsiniz. Sık görülen hastalıklar ve bunlara özel çözüm yöntemleri için sağlık merkezlerini tercih edebilirsiniz. Uzun süreli görülen rahatsızlıklar daha büyük sorunların habercisi olabilir. Bu nedenle düzenli olarak kontrollerin yerine getirilmesi ile birlikte erken teşhis ve tedavi yerine getirilir.

Daha fazla detaylı bilgi almak için sayfasını https://opdrhasanulasbasyurt.com/kadin-hastaliklari-jinekoloji/ ziyaret edebilir, iletişim sayfasında bizlerle iletişime geçebilirsiniz.

Hamilelikte Vajinal Akıntı

Her sağlıklı kadında vajinal akıntı olmaktadır. Bu akıntının rengi normal ya da hastalık belirtisi olduğunu belirler. İç çamaşırda leke bırakacak kadar koyu sarı, yeşil ya da kahverengi de olması, kötü kokulu olması, akıntıyla beraber bir ağrı olması hastalık belirtisidir. Hamilelikte vajinal akıntı da normal bir durumdur.

Vajinal akıntı, vajinadan rahme giren enfeksiyonların önlenmesine yardımcı olmaktadır. Hatta hamilelik sonlarına doğru bu akıntı miktarı artmaktadır. Gebeliğin son haftasında yapışkan, jöle benzeri mukus çizgileri de içerebilmektedir. Hemen hemen tüm kadınların hamilelikte daha fazla vajinal akıntısı olur. Bu oldukça normaldir ve birkaç nedeni bulunmaktadır. Artan vajinal akıntı hamileliğin normal bir parçasıdır, ancak buna dikkat etmeniz ve herhangi bir değişiklik olursa doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

Hamilelikte vajinal akıntı eğer kesik peynir şeklinde ve kötü kokulu geliyorsa, vajina çevresinde kaşıntı ve tahriş varsa doktora danışmak gerekmektedir. Bunun nedeni bir enfeksiyon olabilir.

Daha yüksek östrojen seviyeleri nedeniyle hamileliğin erken döneminde beyaz kremsi akıntıda bir artış fark edebilirsiniz. Renksiz vajinal akıntı endişelenecek bir şey değildir. Bu erken gebelik akıntısı normaldir ve şeffaf, süt beyazı, ince veya kalın, hafif kokulu veya kokusuz olabilir.

Hamilelikte Vajinal Akıntı Ne Zaman Başlar?

Hamilelikte vajinal akıntı

Hamilelikte Vajinal akıntı ne zaman başlar sorusu da oldukça merak edilmektedir. Genel olarak gebeliğin ilk 6-8 haftasında fark edilir düzeyde bir akıntı meydana gelir. Gebeliğin ilk iki ayında artan vücut hormonları nedeniyle akıntı miktarı fazlalaşır. Gebelik döneminde hormonal yapı ile birlikte; östrojen ve progesteron hormonlarının salgılanma miktarı değişmektedir. Bu akıntının Saydam ya da hafif beyaz renkte olması normal kabul edilmektedir.

Çoğu hamilelikte pembe akıntı ya da çok açık kırmızı akıntı yaşamak normaldir. Buna aynı zamanda yerleşme kanaması da denir ve hamileliğin ilk haftalarında görülür. Eğer bu kanama çok uzun sürüyorsa ve hamileliğin ilerleyen günlerinde görüldüyse mutlaka doktora danışılmalıdır.

Rahim ağzı ve vajina duvarı yumuşadıkça, vücut enfeksiyonları önlemeye yardımcı olmak için aşırı akıntı üretir. Hamileliğinizin sonlarına doğru fetüsün başı baskı yapabilir ve bu da genellikle vajinal akıntının artmasına neden olur.

Hamilelikte vajinal akıntı ve kaşıntı kontrol altında tutulması gereken faktörlerdendir. Akıntının rengi ve kıvamı oldukça önemlidir. Eğer kaşıntı çok fazlaysa ve beraberinde tahriş de eşlik ediyorsa doktora mutlaka danışılmalıdır. Anormal akıntı enfeksiyon belirtisi olabilir. Akıntı renkli ise, grip kokuyorsa, kaşıntılı ya da ağrılı hissedilen bir vajinal akıntı ise doktorun kolayca tedavi edebileceği mantar enfeksiyonu olabilir. Hamilelik sırasında bir mantar enfeksiyonu meydana gelirse, doktor vajinal krem ​​veya fitil önerebilmektedir. Anormal Vajinal akıntı önlemleri olarak %100 pamuklu iç çamaşırı giyebilir ve parfümlü sabun ya da parfümlü banyo ürünlerinden kaçınabilirsiniz.

Gebelikte vajinal akıntı kahverengi ya da yeşilimsi ise, iç çamaşırında leke bırakacak kadar kan varsa, garip kokuyorsa, kaşıntı ya da ağrı hissediliyorsa mutlaka doktora danışılmalıdır.

Henüz hamileliğinin 37 haftasına girmeden akıntı miktarında bir artış ya da akıntı türünde bir değişiklik fark edilirse doktora danışmak önemlidir. Örneğin sürekli olarak berrak ve sulu bir akıntı olduğunu durumu yaşıyorsanız bu suyunuzun geldiğini ve erken doğum yaptığınızın işareti olabilir. Bununla birlikte gebeliğin sonlarına doğru bu akıntı miktarı artar ve idrarla karıştırılabilir.

Hamilelikte vajinal akıntı konusunda detaylı bilgi için Kadın Hastalıkları ve Doğum Doktoru Op. Dr. Hasan Ulaş Başyurt İzmir Kliniği ile iletişime geçebilirsiniz. Hızlıca randevu alabilir ve aklınızdaki soruların cevaplarını bulabilirsiniz.

Detaylı bilgi için https://opdrhasanulasbasyurt.com/kadin-hastaliklari-jinekoloji/ sayfasını ziyaret ediniz.

Kızlık Zarı Dikimi İzmir Kadınlar Kulübü

Kızlık Zarı Dikimi İzmir Kadınlar Kulübü

Kızlık zarı kadınların vajinasının dış etkenlerden korunmasında yer alan etkili bir yapıdır. Bu yapı her nasıl olduysa bazı toplumlarda kadının namusuyla ilişkilendirilmiş ve bu zarın evlilik öncesinde ortadan kalkması kadını düşkün bir duruma itelemiştir. Toplumumuzda da genel kanı bu yönde olmaktadır. Bu baskıyla mücadele etmek istemeyen kadınlar gelişen sağlık sektöründe kızlık zarı dikimi konularını araştırmaktadır. Bu araştırmaların sonucunda zarın onarımına karar veren kişiler bunu kaliteli, sağlıklı bir ortamda yapmak istemektedir. Zarın dikimi konusunda yorumlara bakan kişiler genellikle kararsızlığa düşmektedir.

Kızlık Zarı Nedir, Yapısı Nasıldır ve Neden Vardır?

Kızlık zarının tıp literatüründeki adı Hymen olarak geçmektedir. Bu mukozal yapı vajinanın dış etkenlerden korunmasını ve onun belli bir döneme kadar sağlıklı bir şekilde gelişmesini sağlamaktadır. Bu zar belli zaman içerisinde kadının namusuyla ilişkilendirilmiştir.

Hymen adı verilen bu yapı bazı durumlarda yırtılma gösterebilmektedir. Bu kimi zaman cinsel ilişkiyle, mastürbasyonla yırtılabilirken kimi zaman da düşme, koşma, zıplama gibi ani hareketlerden etkilenebilmektedir.

Bu etkileşim durumunda kızlık zarı dikimi nasıl yapılır merak edilmektedir. Hymen ince mukozal bir yapıdan oluşmaktadır. Bunun şekli her kadında farklı şekilde bulunmaktadır. Bu yapının genel olarak orta kısmında bir delik bulunmaktadır ve bu delikten dışarıya âdet kanının akıtılması sağlanmaktadır.

Kızlık zarı çeşitleri ise genellikle şöyledir:

  • Anüler Hymen
  • İmperfone Hymen
  • Septalı Hymen
  • Kribriform Hymen
  • Ksentrik Hymen

Kızlık Zarı Dikiminden Kaç Gün Sonra Cinsel İlişkiye Girilebilir?

Kızlık zarı dikimi genel olarak iki şekilde yapılmaktadır. Bu yöntemlerden birisi geçici diğer ise kalıcı yöntem olmaktadır. Kalıcı yöntemde kızlık zarı dikimi İzmir kadınlar kulübünde belirtildiğine göre cinsel ilişkiden yaklaşık 2-3 ay önce operasyon gerçekleştirilmektedir. Bu yöntem flep yöntemi olarak da geçmektedir.

Dikim operasyonunda geçici yöntem kullanıldığında ise bu işlem cinsel ilişkiden 2-3 gün önce yapılabilmektedir. Bunlarla ilgili bilgileri Mono Sağlık telefon veya Whatsapp hattından öğrenmeniz mümkün olabilmektedir.

Kızlık Zarı Nasıl Onarılır?

Dikim de genellikle flep denilen kalıcı yöntem kullanılmaktadır. Bu yöntem ile operasyon gerçekleştiren kişilere lokal anestezi uygulanmaktadır. Operasyon yaklaşık olarak yarım saat veya 45 dakika sürmektedir. Hasta operasyondan sonra hemen taburcu olabilmektedir. Kızlık zarı dikimi İzmir kadınlar kulübünde yapılan yorumlara göre işlemlerden sonra 15 dakika ince bir sızı hissedilmektedir. Tüm bu konularda ve merak ettiklerinizin cevabını almak için bizi arayabilirsiniz.

Kızlık Zarı Dikimi Yorumları

Kızlık Zarı Dikimi Yorumları

Kızlık zarı dikimi yorumları konusunda bahsetmeden önce kızlık zarının ne olduğundan bahsetmek daha faydalı olacaktır. Kızlık zarı her ne kadar doğuda bulunan toplumlarda bir namus veya saflık simgesi olarak yer alsa da aslında vajinayı dış etkenlerden koruyan biyolojik bir ince yapıdır. Bu yapı sayesinde vajina daha sağlıklı şekilde gelişim gösterebilmektedir. Bu yapı birçok nedenden dolayı yırtılabilmektedir. Bu yırtılma cinsel ilişki, düşme, koşma, zıplama veya herhangi bir baskıdan dolayı zarar görebilmektedir. Bu zarar özellikle toplumumuzda bulunan kadınlar için psikolojik bir sorun oluşturmaktadır. Sadece kadınlar değil erkekler de cinsel ilişki esnasında bu durumu öğrendiklerinde sorun yaşayabilmektedir.

Kızlık Zarının Yapısı Nasıldır?

Kızlık zarı genellikle vajinanın 1 – 1,5 cm gerisinde bulunmaktadır. Bu yapı kadından kadına fark gösterebilmektedir. Tıptaki adı hymen olan bir yapı birçok nedene bağlı olarak yırtılabilmektedir.

Hymen adı verilen kızlık zarının birçok çeşidi de bulunmaktadır. Hymenin genel olarak ortasında bir delik bulunmaktadır. Bu deliğin yapısı da kişiden kişiye farklılık göstermektedir. Delik genel olarak âdet kanamasının dışarı atılmasını sağlamaktadır.  Kızlık zarı çeşitleri şöyledir:

  • Anüler Hymen: Bu çoğu kadında bulunan bir kızlık zarı yapısıdır. Kızlık zarının ortasında bulunan delik halka şeklindedir.
  • İmperfone Hymen: Bu durum kadınlarda çok nadir olarak görülmektedir. Bu kızlık zarının ortasında delik bulunmamaktadır.
  • Septalı Hymen: Kızlık zarının orta kısmında bulunan delik bir bantla ikiye ayrılmış durumdadır. Bu yapı da genellikle kadınlarda az görülmektedir.
  • Kribriform Hymen: Bu zarda ortada çok fazla delik bulunmaktadır.
  • Ksentrik Hymen: Bu durum hilal veya yarım ay olarak ifade edilen çeşittir. Bu zarın alt kısmı kalın ve geniştir. Bu zarın bulunduğu kadınların genelde yaptığı şikâyet ilişkiye girememe olmaktadır.

Kızlık zarı dikimi yorumlarına bakıldığında bu çeşitlerden de bahsedilmektedir.

Kızlık Zarı Dikimi Anlaşılır Mı?

Kızlık zarı dikimine bakıldığında farklı yöntemler uygulandığı görülmektedir. Kızlık zarı onarımı yorumlarına baktığımızda flep yöntemiyle bir onarım yapıldığını görebiliriz. Bu yöntemde kalıcı bir şekilde gerçekleşmektedir. Bu durumda kimse kızlık zarı dikiminin gerçekleştiğini anlayamaz.

Bu yöntemler ve kızlık zarı fiyatları hakkında bilgi almak için telefon numarasından bize ulaşıp, doktorlarımız ve ameliyat süresi hakkında genel bir bilgi alabilirsiniz.

ZU SAN Lİ (three miles of foot)

İlk defa okuduğunda bir karate filminde, hasmına saldıracak karatecinin çıkarabileceği bir nida gibi gelmesine rağmen, bir akupressör (acupressure) noktasının ismi olan bu kelimenin belirlediği noktanın oldukça ilginç ve faydalı görevleri var.

Zu San Li noktası (ST-36) dizin yaklaşık olarak 4 parmak altında ve orta hattan 1 parmak lateralde (dış tarafda) yer alan bir noktadır. Doğru yerde olup olmadığını anlamak için ayağınızı yukarı aşağı doğru oynatdığınızda başparmağınızın altında eğer bir kas hareketi varsa bu doğru yerde olduğunuzun bir işaretidir.

ST-36 noktasının bulduktan sonra başparmak ile 5 saniye baskılı bir şekilde bu noktaya masaj yaparsanız tedavi edici etkilerinin başladığını görmüş olursunuz.

Bulantı, öğürtü, kusma, yorgunluk ve bitkinlik, mide barsak sisteminin çalışmasında azalma, gaz çıkarmada gecikme (operasyon sonrası), bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi, kişinin daha uzun ve sağlıklı yaşaması bu noktaya yapılan masaj ile olumlu olarak etkilenmektedir. Bunun dışında vücudun dayanıklılığını artırmakta ve bir nevi topraklama yapmaktadır (ecclecticenergies.com)

Zu San Li noktasının uyarılması ile limbik ve paralimbik sistem uyarılarak (1), vücudumuzun strese karşı verdiği yanıtta artma saptanmıştır (2). Bunun yanında Zu San Li (ST36) ve Nei Guan (P6) noktalarının uyarılması da gastrointestinal motiliteyi (mide barsak hareketleri) artırmaktadır.

Kalınbarsak kanser cerrahisi sonrası bu noktaya yapılan masaj ile mide-barsak hareketlerinin düzenlendiği ve gaz çıkaramamaya bağlı rahatsızlığın (karında şişkinlik ve ağrı) azaldığı yapılan bir çalışmada ortaya konmuştur (3, 4)

Buna ek olarak bu noktanın kullanılması ile Şeker hastalarında kan şeker seviyelerinin daha düzenli seyrettiği ortaya konmuştur. (5)

Çin’de yapılan bir çalışmada ise bu noktaya hastanın kendi kanının enjekte edilmesi ile yumurtalık çalışmasının azaldığı kadınlarda belirgin iyileşme sağlandığı saptanmıştır. Rahim iç tabakasının da yeterli olarak geliştiği gözlenmiştir. (6)

 

  1. Feng Y, Bai L, Ren Y, Wang H, Liu Z, Zhang W, Tian J.Investigation of the large-scale functional brain networks modulated by acupuncture. Magn Reson Imaging. 2011 Sep;29(7):958-65. Epub 2011 May 25.
  2. Pavao TS, Vianna P, Pillat MM, Machado AB, Bauer ME.Acupuncture is effective to attenuate stress and stimulate lymphocyte proliferation in the elderly. Neurosci Lett. 2010 Oct 22;484(1):47-50. Epub 2010 Aug 13.
  3. Oncol Nurs Forum. 2013 Mar;40(2):E61-8. doi: 10.1188/13.ONF.E61-E68.
  4. Hu Li Za Zhi. 2015 Oct;62(5):96-102. doi: 10.6224/JN62.5.96.
  5. J Acupunct Meridian Stud. 2017 Apr;10(2):96-103. doi: 10.1016/j.jams.2016.12.003. Epub 2016 Dec 16.
  6. ZhongguoZhen Jiu. 2017 Nov 12;37(11):1169-72. doi: 10.13703/j.0255-2930.2017.11.008.

Histerektomi

Histerektomi

Histerektomi Nedir? Kimler Histerektomi Olur? Kaç Çeşittir?

Histerektomi Nedir?

Histerektomi rahmin (Uterus) alınması için yapılan cerrahi işe, ameliyata denir. Ciddi ve büyük bir cerrahi işlemdir. Dolayısıyla uzman doktor ameliyata karar vermeden ön farklı tedavi yolları denemek isteyebilir. Son çare olarak doktor histerektomi tercih eder.

Kimler Histerektomi Olur?

Aşağıdaki gibi hastalıklara sahip kişiler bu ameliyatı geçirebilirler:

  • Kanser teşhisi olanlar,
  • Anormal kanamaları olanlar,
  • Rahim sarkması olanlar,
  • Myomlar(rahmin düz kasından gelişen iyi huylu urları) olanlar,
  • Endometriozis teşhisi olanlar,
  • Uzun süren ve yapılan tedavilerde yanıt  alınmayan rahim kaynaklı ağrılara sahip olanlar bu ameliyatı olurlar.

Bu ameliyatta her zaman yumurtalıklar ve fallop tüpleri alınmaz. Ancak hastalık bölgesi ve derecesine göre ameliyatta organ alma değişir.

Histerektomi Olmadan Önce Uzman Doktor Neler Yapar?

  • Çeşitli tahliller yapar ;Kan alma, idrarörneği alma, akciğer filmi, kalp grafiği –EKG– gibi
  • Rahim içinden parça alabilir.
  • Enfeksiyonu önlemek amacı ile antibiyotik yapılır.
  • Ameliyat öncesi lavman yapılabilir.
  • Uzman doktorun tercihine göre genel (uyuyarak) veya bölgesel (belden) anestezi uygulanır.
  • İdrar sondası ve gerekli sıvıların verilebilmesi için el üzeri veya koldan damarınıza plastik iğne takılır.

Histerektomi Ve Karşılaşılacak Riskler Nelerdir?

Histerektomi sonucu karşılaşılacak riskler şunlardır:

  • Ameliyat sonrası barsaklarda tembellik (ileus, subileus),
  • Yumurtalıklar alındıysa ise menopoz olmak,
  • Enfeksiyon ihtimali,
  • Ameliyat sırasında veya sonrasında kanama ihtimali,
  • Pıhtı atma ya da pıhtı gelişimi
  • Komşu organlarda (idrar torbası, idrar yolları, barsaklar gibi) yaralanma ihtimali görülür.

Histerektomi Sonrası Ne Zaman İyileşirim?

İyileşme ameliyatın tipine göre değişmekle beraber hasta genel olarak 3-4 gün sonra hastaneden taburcu edilir. Eğer doktorun başka bir önerisi yoksa yaklaşık 6 hafta vajina korunmalıdır. Yani cinsel ilişki, duş alma, tampon kullanma gibi işlemler önerilmez. Rahim alınsa bile yani Histerektomi olunsa bile jinekolog kontrolleri aksatılmamalıdır.

Histerektomi Sonunda Neler Yaşanır?

Adet görülmez. Eğer yumurtalıklar alınmamışsa hormonlar salgılamaya devam eder. Ancak gebe kalınmaz. Çünkü döllenmiş yumurtanın yerleşip gelişeceği bir rahim uterus yoktur.  Eğer yumurtalıklar alınmışsa kişi menopoz dönemine girer. Menopozun etkilerini yaşamaya başlar. Eğer yaş çok gençse menopoz sonrası oluşabilecek kemik erimesine karşı doktorun önerileri dinlenilmelidir.

Ameliyat sonrası rahim alındığından cinsel ilişki sırasında rahim kasılmaları olmayacağından orgazm kasılmalarını kadın yaşayamayabilir. Ancak gebelik korkusu, adet kanamaları gibi şikayetler olmayacağı için bazı kadınlar bunu avantaja çevirir, mutlu olurlar.

Eğer rahim yumurtalıklarla beraber alındıysa rahim kuruluğu olabilir. Ancak bugün kuruluk artık problem sayılmamaktadır. Doktorun östrojen vermesi ya da kayganlaştırıcılarla sorun çözülür.

Tabii ki bu ameliyat sonrası hasta psikolojik olarak da olumsuz etkilenebilir. Ancak bu kadından kadına ya da çocuk sahibi olup olmamasına göre değişir.